yazara mektup

 

Kötü bir şair ve bir siyasî

Sevgili Murat Uyurkulak, sizi (Bir ara aynı çatı altında çalıştık sizinle, ‘size’ sen diyebilir miyim? Türk filmi repliği gibi oldu galiba.. Anlaştık ‘sen’ diyeceğim) ‘domuz gibi yazmak’ ile şair gibi yazmak arasında gidip gelen bir yazar olarak gördüğümü söylersem buna kızar mısın(ız)? Domuz sözcüğünün nahoş çağrışımı şimdi bana da çarptı. Bu deyimi Enis Batur’dan aşırdım. O, bazı yazarların domuz gibi yazdığını düşünüyor. Verdiği isimler arasında sen yoksun.. Ama ben senin yazdıklarını da bu deyimin sahanlığına alıyorum.. Serbest çağrışım zaar..Domuz gibi yazmak deyimini, sanırım Batur, genelde yüzeyde gezinen roman sanatının  diplere de nüfuz eden yanını anlatmak için kullanmış.. Çünkü ben bu anlamıyla alıyorum! İşbu yazıda benim anladıklarım geçerlidir!

Şair gibi yazmaya gelince. Kötü bir şair olduğunu diyen sendin. İyi kötü bir şairsin bence de… Şiirden anlamam ama senin yazdıklarının şiire yakın olduğunu ben de kabul ediyorum (tuhaf oldu ama böyle düşünüyorum).!

Bir de şu var yazdıklarında. Adamı güldüren bir, hımmm, bir üslubun var. (şu, ‘düşündürürken güldüren’ tabirinden hiç hoşlanmam). Bu kadar mısın? Hayır..

Şey var sende, nasıl demeli, bu komikliğe, mizaha sardığın, sara sara neredeyse görünmez kıldığın hüzün! Ama ben yine de görüyorum. Hem de bazen sadece onu görüyorum..

Daha bitmedin.. Senin anlatımında şöyle başı sonu, ortası, iskeleti, kısaca ‘kaba’sı belli olan romanlardan apayrı bir şey var, o kadar ki, ilk kitabını neredeyse hiç anlamadım. Anlamadım derken, ‘kabasını anlamadım’.

Yoksa özünü anladım. Hah, öz demişken aklıma geldi. Öz’lü senin yazdıkların.. Öz o kadar etli, o kadar geniş hacimli ki sende, bu özü ‘cover’layacak bir biçim bulamıyorsun kanımca. Belki de bu yüzden, biçimde tekleyip buna izah olarak da ‘ben kötü bir şairim ve de bir siyasî(kötü sıfatı bu son kelimeyi nitelemez)’ diyorsun. Pardon…

Murat Bey, (sana ‘abî’ diyelim de azıcık arkadaş olduğumuz anlaşılsın) Murat Abî, sen bir de, senin de hakkında olan bir yazıma, ‘olmamış’ deyip beni kıran ilk yazarsın. Hem de Devletin tiyatro salonunun fuayesinde, epeyî kalabalık bir mekânda..Eşinle oturmakta iken. O zaman..

Ben her nasıl başardımsa, bozuntuya vermeden güldüm de (hem de kahkahayla) zevahiri kurtardım. Allah bilir, bu yazıma da aynı şeyi diyorsundur. Ve bu bilgiyi Allahlık olmaktan çıkarıp yüzüme yapıştıracaksın belki de. Olsun, ziyanı yok.. Beni ikinci kez kıran bir yazar olursun o zaman..

Murat Abî, bir de şunu söylemeliyim. Sen Kürt meselesini ‘romanlaştıran da’ bir yazarsın. Çok azı var senden, bilmekteyim.. Oya Baydar da yaptı şimdilerde.. Gerçi bunu yapan başkaları da var ama yapandan yapana fark var..
Bunun dışında, bir söyleşinde sana bir soru sormuştum da sen de sorduğuma pişman etmiştin beni. Neden üçüncü kitabı da yazdıktan sonra yazmayacaktın? ‘Ben yazar değilim ki’ demiştin. Nesin pekî? Anladım, az önce bahsettik: Kötü bir şair ve bir siyasî (Tamlamadaki sıfat son kelimeyi nitelemez, belki de ilk kelimeyi de nitelememiştir hiçbir zaman).. Sadece bunlar mısın? Tamam kapatalım.. Tartışmayı…

Komikliğinden, trajedin gözükmüyor diye de sormuştum.. Ve bence unutulmaz bir cevap vermiştin: ‘Züğürt Ağa’nın komik örtüsünü çek, derin bir trajedi seni karşılar’..İkna edildim.

Perfect!

Şimdi Sayın Murat Uyurkulak (Ciddi bir şey diyeceğim de, ciddiyetli bir hitabete ihtiyacım var) sizin yazdıklarınız içinde, metnin tüm ana ve tali damarlarında kendini duyuran bir şey daha var. Kanımca, çok da lazım bir şey..İsyan dili..

Komikliğin, ironinin, mizahın, şehvetin de, küfrün falan hepsinin birleştiği kavşak noktasındaki isyancılık. Birinci romanından sanırım, bir cümle var, beynimde hâlâ çakılı duran, kahramanın sarf ettiği. Gerçi ona cümle denmez, denmemeli, çünkü cümle, bir düzenin dilidir..

Kahramanın, onu kahreden şeylerden ve bu şeyleri temsil eden kişiden üç adım geri çekiliyor önce ve üç kez dilinin ucundan geri çevirmesine rağmen tutamayıp ‘bir şeyler’ saplıyor anlam dünyamıza. Dediği bence isyanın en ‘temiz’ ifadesi.

Dediği şu: Senin ecdadını sikeyim! İsyan bu kadar basittir de, gerekli olmasının yanı sıra..

Yorum Yaz